gazete anamur
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Sponsor Alanı


Ana Menü

Sponsor Alanı

 

Sponsor Alanı


EN ÇOK OKUNANLAR

Dost Siteler

HAVA DURUMU

ANAMUR

Saat

Sponsor Alanı

 

Ziyaretçi Bilgileri

»Aktif 69  
»Bugün 37  
»Toplam 13075333  
Sayın Ziyaretçimiz
»IP'niz | 34.231.243.21
» Bu sitemizi ziyaretiniz

ATATÜRK "Tek Adam" Değildi

İ. Hakkı CENGİZ

15 Eyl?l 2021, 15:54

İ. Hakkı CENGİZ

 

ATATÜRK “Tek Adam” Değildi

 

Her ne kadar, hakkında, Şevket Süreyya Aydemir’in üç ciltlik “Tek Adam” adlı eseri varsa da Atatürk tek adam değildi. Şevket Süreyya’nın o nitelemesi, Atatürk’ün yönetim tarzının tek adamlık olduğunu değil, Atatürk’ün, millete-memlekete hizmetleri, devrimleri, ileri görüşlülüğü dolayısıyla tek adam, emsalsiz lider olduğunu anlatır. Ki o konuda tamamıyla katılırım.

Yönetim biçimi, yönetim anlayışı konusunda Atatürk’e kat’iyen “tek adam” denilemez! Bugünkü sistemi eleştiren veya övmek isteyenler, “Atatürk de tek adamdı” diyorlar… Onlara sadece şunu hatırlatın: Atatürk’ün bütün hayatı boyunca ülkede daima bir Başbakan vardı. Ve o başbakan göstermelik değil, İsmet İnönü gibi, Celal Bayar gibi güçlü ve etkili karakterlerdi. Yine bişey daha hatırlatalım: Atatürk’ün ömrünün sonuna kadar, Genelkurmay Başkanı, tarihî kişiliği olan, Cumhuriyet’in iki mareşalinden biri Fevzi Çakmak Paşa’ydı. Atatürk Fevzi Çakmak’ı daima ayakta karşılar, kabul ederdi. Devletin tepesinde bunlar gibi güçlü karakterler varken “tek adam” nasıl olunabilir?

Atatürk’ün, benim de şimdi bazı örneklerini verdiğim toplu fotoğraflarına bakın: Yanındaki, karşısındaki insanlar ne kadar rahatlar… “Tek adam”ın yanındakiler öyle rahat olabilirler mi?

En çok Atatürk’ün sofrası tenkit edilir. Biraz evvel internette, Atatürk’ün sofra hizmetlerine bakan Cemal Granda’nın hatıralarını buldum. Granda diyor ki: “Atatürk danışmaya çok önem verirdi. O sofralar onun içindi”. Şimdi düşünün, hangi tek adam danışmaya önem verir?

Yine, Cemal Granda, hatıralarında, herkesin bildiği bir hadiseyi kendi gördüğü şekilde anlatıyor:

O gün sofrada bulunanlardan Reşit Galip söze, zamanın Milli Eğitim Bakanı Esat Hoca’dan yakınmayla başladı:

- “Yaşlı insanlara vekillik yaptırmamalı. Memlekete fayda yerine zarar getiriyor” diye sert bir dille konuşmaya başladı.

Atatürk biraz şaşkınlık, fakat büyük bir sabırla “Merak etmeyin, hepsi düzelecek” diye doktoru yatıştırmaya çalıştı.

Atatürk, doktoru bir kez daha sabır ve durgunluğa çağırdıktan sonar:

- “Siz böyle konuşmaya devam ederseniz ben size muhatap olmamakta mazurum” dedi.

Doktor ise;

- “Kabahat hep sizde, hocadır diye cahilleri hep başımıza koydunuz.”

Sofrada bir bomba etkisi yapan bu konuşma üzerine Atatürk:

- “Memlekete Maarif Vekili yok mu?”

- “…”

- “Var ya, Esat Hoca mükemmeldir” deyince Reşit Galip “Hayır” anlamında başını sallayarak,

- “Çok iyi ama çok da ihtiyar." Artık ondan geçmiştir. Bu memlekete daha dinç vekiller lazım.

Bunun üzerine Atatürk ile Reşit Galip arasında şu tartışma geçti

- “Yahu nasıl olur? Bu adam beni okutmuştur. Kültürü yerinde, ilme vukufu vardır. Soframda hocam hakkında böyle konuşmanı istemem. Beni okutan adam, nasıl maarif vekili olamazmış?”

- “Değil seni okutmak, senin Allah’ını okutsa yine bu adam maarif vekili olamaz.”

Böyle bir konuşmanın Atatürk ile olacağı hiç kimsenin aklından bile geçmezdi. Hepimizin rengi sararmıştı. Korkudan titriyorduk. Konuklar donup kalmışlardı. Hiç beklemediğimiz bu tartışma, herkesi şaşkına çevirmişti. Ortalıktan çıt çıkmıyordu. Herkes hareketsiz, bu patlak veren olayın nereye varacağını düşünüyordu. Sinirden titrediğini ve ellerini masaya dayadığını gördüğüm Atatürk, tarifsiz bir şekilde kızmıştı. Fakat duygularını belli etmeden, çok sakin bir şekilde şu buyruğu verdi:

- “Lütfen, masayı terk ediniz…”

O an biraz ferahladık. Reşit Galip kalkar gider diye, yarın da olay unutulur diye umutlandık. Ne yazık ki, sevincimiz bir iki saniye sürdü. Çünkü Reşit Galip coşmuştu bir kez, ne karşılık verdi dersiniz?

- “Burası sizin değil, milletin sofrasıdır. Burada oturmaya benim de sizin kadar hakkım vardır. Cumhuriyette tenkit serbesttir…” diye başlayınca Atatürk yavaşça yerinden kalktı ve dedi ki:

- “Öyleyse müsaade ederseniz ben terk edeyim” diyerek eşsiz ve benzersiz bir beyefendilik örneği göstererek, ayağa kalkıp, salondan çıkıp gitti.

 

 

 

Hemen arkasından koştum. Her zaman olduğu gibi kapıları kilitledim. Atatürk soyunana kadar bir kelime konuşmadı.

O sırada yaver, dağılmaya hazırlanan sofradakilere şu emri getirmişti: “Reis-i Cumhur hazretleri, kendileri varmış gibi sofranın devamını arzu ediyorlar”.

Ertesi gün Reşit Galip, Atatürk’e ve İstanbul’a küserek Ankara’nın yolunu tuttu. Hatta cebinde on lirası bile olmadığı için tren parasını Umumi Kâtip Tevfik Bey’den borç aldığını hatırlarım.

Aradan bir ay geçmişti. Biz yine İstanbul’daydık. Saat 15 sularında yemek salonuna gelen Atatürk bir ara bana:

- “Çelebi efendi, (Atatürk Granda’ya böyle hitap edermiş) şimdi Ankara’da Reşit Galip bey, bir konferans verecek onu dinleyelim mi?

Radyoyu koşup açtım. Reşit Galip’in Türk ocağı salonunda verdiği bir saatten fazla süren konferansı sessizce dinledi. Radyoyu kapattıktan sonra gözlerinde bir sevinç pırıltısı yanıp söndü.

- “Kendisini affettirdi” dedi.

On beş gün kadar sonra, güzel bir sonbahar günü biz Ankara’ya gittik. Ertesi akşam, Reşit Galip’i sofraya çağırılmış gördüm. Sanki aralarında hiçbir şey geçmemiş gibi hareket ediyorlardı. Atatürk bir ara Reşit Galip’e doğu eğildi. Sadece onun işitebileceği bir sesle:

 “Yarından itibaren Maarif vekilisiniz” dedi.

 

  

 

Bu mu “tek adam”?

İnsaf yahu! İz’an yahu!

Dünyanın geldiği noktaya, gidişata, bilhassa İslam coğrafyasının haline baktıkça, her geçen gün, her geçen yıl, Atatürk’ün ve devrimlerinin önemi ve kıymeti biraz daha fazla anlaşılıyor. Her geçen gün, Atatürk ve kadrosuna şükran duygularımız ve rahmet dualarımız daha derinden, daha yürekten geliyor. Hepsinin ruhları şad olsun.

Cumhuriyetin ışığı her an biraz daha güçlenerek ilelebet pırıl pırıl parlasın! Bütün karanlıkları yok etsin! Aydınlatsın, aydınlatsın, aydınlatsın!

 

İsmail Hakkı CENGİZ

 

x   x   x

 

     

 

TAVSİYE

 

Ağlayalım Atatürk’e-Aşık Veysel

https://www.youtube.com/watch?v=RJk9NZvFpDc

Bu haber 76 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
DÜN NE İSEK BUGÜNDE OYUZ (Şiir)19 Ekim 2021

Sponsor Alanı


SON HABERLER

Sponsor Alanı

 

Son Dakika Haber

Sponsor Alanı

 

Her Hakkı Saklıdır - 2012 (Fatma ARIKAN)
RSS Kaynağı | Anasayfa | İletişim

(c)2012 Gazete Anamur